2 Aralık 2025 Salı

şahitlik II

 "veren de Sensin alan da Sensin" bunu söylüyordu sadece zikir gibi. kalbini nasıl teskin edeceğini bilmiyordu. biraz sonra olabileceklerden çok korkuyordu. kendini şimdiden en kötüye hazırlamaya çalışıyordu. sanki nefes alamıyor gibiydi. nefes içinde şişmiş, başka hiç bir şeye yer kalmamış, az daha hava girerse patlayacak gibi kocaman bir baskı oluşturmuş ama dışarıya çıkacak bir yer bulamamış gibiydi. 
daralıyordu kalbi. sadece ve sadece "veren de Sensin alan da Sensin" dediği anlar zerre büyüklüğünde küçücük boşluklardan hava kabarcıkları çıkıyor gibi oluyordu.
bunu ilk kez yaşamıyordu. rahmine düştüğü günden beri tutunamayıp kayıp gideceğinden korkmuştu. karnında büyüdüğü her an ya bir şey olursa diye korkmuştu. türlü hastalık ihtimallerini duymuş, çeşit çeşit doktorlara gitmişti. kalbi rahatlayacak gibi olduğunda onu şımarıklıkla suçlamaya hazır bir eşi ve kayınvalidesi vardı. 
korkularıyla baş etmeye çalışırken dışarıdan sakin görünmek zorundaydı tekrar tekrar bu insanların yaralamasından kaçmak için. 
32. haftasında dayanamayacağını sandığı ağrılar hissediyordu. ve yine sadece içerdeki yavrusu için endişeliydi. o korktukça ve ne yapacağını bilemez halde kendini sakinleştirmeye çalışırken "sorumluluklarından kaçmak için abarttığını" söylemişti şeytanın evinde yerleşmiş şubesi. 
ağlıyordu onu anlamayan bir kocası olduğuna değil bebeğinin hareketlerini çok az, çok uzaktan hissettiğini düşünerek. bir gün boyunca hiçbir tavsiye işe yaramayınca üç aktarmayla varmıştı hastaneye. kimseye yük olmamak için normal sıra almış ve poliklinik önünde bir saate yakın sıra bekledi.
doktor görmedi ultrasonda bir şey. ama o duvarları tırmalama isteği uyandıracak seviyede bir acı çekiyordu. tamam bir NSTye gir sonuçlarına bakalım dedi. 
gittin ilk defa geliyordu. devlet hastanesinde bu haftadan önce bu hizmet verilmiyordu çünkü. endişeliydi yine. her şeyi diğerleri ile aynı yaptığından emindi. ama hemşire gidip gelip kağıda bakıp tekrar gidiyordu. ondan sonra gelenler bile çoktan kalkmıştı ama o hala uzandığın yerdeydi. ve kendini suçlamakta ihtisas yaptığı için yine bir şeyleri yanlış yaptığı için ölçülemediğini ve bunun için kaldığını sandı. hemşireye bir sorun mu var ben neden hala buradayım diye sormayı düşünmeye bile cesareti yoktu.
doktora götürdü sonuçları, görür görmez şimdi yatış vereceğim ama sakin ol diyordu. fakat o yatış kelimesinden sonra hiçbir şeyi tam olarak duymadı da anlamadı da. ağlamaya başlamıştı çoktan.
hastane, doktor veya hemşireden kaynaklı hiçbir gecikmeye itiraz edecek durumda değildi. korkuyordu, ağlıyordu, acı içinde bekliyordu.
perinatolojinin, travayın ve daha pek çok tıbbi terimin ne demek olduğunu kısa sürede öğrenmişti. iki gündür verilen hiçbir ilaç sancıyı durdurmuyordu. üstelik serviste nst bağlandıktan sonra makinenin verdiği uyarılardan anlamıştı bir terslik olduğunu yine. düğmeye basıyor, hemşireye bağırıyordu. ama kimse gelmiyordu. yanında üç haftadır kanala girmiş ama doğmasın diye biraz daha içerde kalsın diye tutmaya çalıştıkları bebeğin annesi kalkmıştı bu çaresizliğine dayanamayıp. 
kalbi durmuştu ikinci kez. ve acil sezaryen ne demek öğrenmişti seni sedyeyle indirmeyen personeli azarlarlarken veya haftasını yanlış giren asistanı azarlarlarken. ağlamaktan bir insanın içi dışına çıksaydı o ilk olurdu muhtemelen.
küvez, adını duymadığı uzmanlık alanları arasında mekik dokunan haftalar, aylar ve yıllar.. 
ilk günden beri sanki hissetmişti veya belki o çok korktuğu için oluyordu bunlar. kendini suçlamak, kendinden nefret etmek bu hayatta en iyi bildiği şeylerdi. 
bu kaçıncı havale bilmiyordu. artık havale geçirmesinden değil bunun bir son olmasından korkuyordu sadece. 
yine sadece şahitti. hiçbir şey yapamıyordu. elinden dua etmekten başka hiçbir şey gelmiyordu. çaresizce sadece "veren de Sensin alan da Sensin" diyordu.


şahitlik

birisinin kendini öldürmek istemesine şahitlik ettin mi hiç?

şimdi eli artırıyorum: peki ya birisinin kendisinin senin yüzünden öldürmek istediğini söylemesine?

intiharın şakası olmaz. karşındakinin intihar etmeyeceğini düşünmek hiçbir şey ifade etmez. bunu düşündü ve sana söylediyse artık sen bundan sorumlu musun? 

intihar etmek istemesinden ve maazallah etmesinden olmasa bile bunu paylaştıktan sonra bir şeyler yapıp yapmadığından sorumlusun muhakkak. iyi ama ne yapabilirsin? bunu ben de bilmiyordum. çok öfkeliydim. ama ölmesini isteyecek kadar değil asla. daha önce de söylemişti intihar etmek istediğini. sen hayatında yokken bile biliyordun bunu düşündüğünü. 

artık hayatındasın. başta bir şeyler iyiydiyse bile yokuş aşağı çok hızlı bir iniş oldu. toparlamaya çalıştıkça, bataklıktan çıkmaya çalıştıkça daha derine saplanıyor gibi hissettin. üstelik birlikte dikenli ve karanlık yoldan gitmekten çok yorulduğunu, uzaktan bir ışık gördüğünü sandığını ve o yolu denemek istediğini söyledin. hem ellerinde ayaklarında türlü yaralar vardı hem de bilmediğin bir yolda yürüyecektin sonuçta. ama göze almıştın her şeyi. o sadece bir gölge, çöldeki su sanrısı bile olsa çıkmıştın yola. 

yürürken zaman zaman içine umutlar doldu, az kaldı galiba, sanki biraz daha yaklaştım bugün dedin. bazense ben sadece çıkmak isterken bir takım halüsinasyonlar görüyorum hala o hapishanenin içindeyim, beynim bana oyun oynuyor diye düşündün.

bildiğin tek şeyse bu yolda yalnız olduğundan artık emin olduğundu. bunun kendini başkasının gözünden görmeye alışık biri için kendi varlığından bile şüphe ettirecek derece zorlayıcı olduğunu söylemeye bile gerek yok.

ve şimdi gelmiş sana diyor ki karanlıktaki yol arkadaşın gidersen kendimi öldürürüm. dahası bunun sorumlusu da sensin. gerçekten mi?

bunu neden yapıyorsun bana? o kuyuda bir ömür bir gün aç ve susuz kalırsak o mu beni öldürür ben mi onu öldürürüm diye aklınızdan defalarca geçmemiş gibi. neden çıkmasına izin vermiyorsun? neden çıkışı bu kadar yaklaşmışken ayağından tutup aşağıya çekiyorsun?

hani sen yalnızlığa alışıktın? hani sen duvarlarından içeri kimseyi almazdın? kapı ve pencere olmayan kalen aşılmazdı hani?

defalarca kez sana böyle bir hataya düşerse bunun sorumlusu ancak kendisidir, seni manipüle ediyor denmiştir. sen de buna inanmak istersin. ama vicdan? intiharın toplumsal bir olgu olduğuna dair inancın? hiç tanımadığın ve intihar eden her bir insan evladı için acı çekişin?

daha önce girişimleri hiç başarılı olmamış, her seferinde korkmuş ve vazgeçmiş bile olsa kaçımız sırtını dönebilir? suçluluk duymamayı hangi kişisel gelişim sloganı bastırabilir? 

tamam gitmiyorum. buradayım. yapma lütfen yalvarıyorum!..

9 Kasım 2025 Pazar

değersizlik

 "İnsan doğası gereği bilmek ister" diyen Aristoteles'e mülhem insan en önce doğası gereği değerli hissetmek/sevilmek ister demek istiyorum. Sevgi her şey olmasa da çok şeydir. Bir bebek anne karnındaki serüveninden itibaren duyulmak, görülmek, kabul edilmek istemiyor mu? Annesinin sevgisi, babasının sevgisi, çevresinin sevgisi.. 


İhtiyaçlar hiyerarşisine de itirazım olacak Maslow kusura bakmazsın umarım. Fizyolojik ihtiyaçlarının karşılandığı bir evde güvenliği ve sevgiyi tadamayan bir çocuk değerli olduğuna inanabilir, kendini sevilmeye layık bulabilir, kendi potansiyelini gerçekleştirebilir mi sahiden?


Benim yanıtım hayır değilse bile çok zor olduğudur. 


İnsan doğar büyür ama anlamı nasıl bulacak? Din, felsefe, psikoloji egosu yaralı bir aslanı iyileştirebilir mi? İç sesi sürekli yetersiz, değersiz birisi olduğunu fısıldarken hangi iltifatı kabul edebilir gerçek manada. Her başarı aslında tesadüf eseri olmuştur. Kendisine atfedilen hiçbir olumlu niteliği kendinden görmemiştir. Aslında onu tanısalar hiç de söyledikleri gibi biri olmadığını göreceklerdir. 


Sevilmek için fedakarlık yapmak zorundadır. Her şey aslında çok zordur dolayısıyla kolay ve koşulsuz bir sevgi görmüşse dışarıdan burada mutlaka bir yanlışlık olmalıdır. 
Tanıdığı duygu sevgisizlik ve acıdır. Ancak sevilmediği ve acı çektiği bir yerde gerçek olduğunu düşünür. Karşısında onu sevmeyen kişi de ona ayna olmuş ve iyilik etmiştir. Çünkü zaten biliyordu sevilmeyecek bir varlık olduğunu. Yine bildiği yerden gelmişti. Burası onun konfor alanıydı. Konfor kelimesiyle tezat bir ortam olsa dahi. 


Değerli değilsin, kendi kendine bir değer üretemezsin, değerli olan hiçbir şeyi sahiden benimsemiş ve hayatına nakşedememişsin. Aslında ikiyüzlüsün. Maskelerin seni gizliyor. Altında çok çirkin ve kirli bir ruh var. Onu görmelerinden ölesiye korkuyorsun. Bodrumda sakladın. Fakat evine gelen meraklı bir misafir çocuğu inmek isteyebilir. Bunun için iyice kilitlemelisin. Kendinden ve yaptığın şeyden nefret etsen de bunu gösteremezsin yoksa bir ömür peşinde koştuğun sosyal onay kuş olur uçar. 


Dışarıdaki senle insanları kandırmaya devam et kendinden iğrenme pahasına. Yapamayacaksın yoksa. Bağımlısın herkese ve her şeye. Gerçekle yüzleşemeyecek kadar da korkak. Cesurum ve güçlüyüm naraları atarsın içini kemiren iğrenç bir insan olduğun bilgisini görmezden gelebilmek için. 
Tek bir söz, tek bir mimik yeter yeniden yaralanmak için. Yüzlerce iyiliği kabullenemezsin de tek eleştiriye nasıl içinde kocaman yerler açarsın. E biliyorsun zaten aslolan bu. Hoş geldin. Buyur geç. Burası zaten senin ana yurdun. 

6 Kasım 2025 Perşembe

güvensizlik

Günlerdir yazı yazmak istiyorum. Ama başlığa bir türlü karar veremedim. Aklımda bir iki konu vardı ama hangisine önce başlayacağımı da bilemedim. Ben zaten kararsızlığın vücut bulmuş haliydim. Her şeyi başkasına sorardım. Nişan kıyafetimi bile yeterince kişi onaylayınca alabilmiştim. Oysa gördüğüm ilk anda çok sevmiştim. Çünkü ben ne istediğini söyleyemeyen biriyim. Ya söylersem de yapılmazsa ve kalbim çok kırılırsa. Ya söylersem ama yapılamıyorsa ve karşımdakine yük olursam. Ya söylersem ve yapılırsa ama ben söylediğim için mutsuz olursam. Senaryolar uzar gider. 

Sonsuz değildir elbet. Ama güvensizlik oturmuş bir kere hayatının tam ortasına. Ben önce insanlara güvenirim zamanla güvenim yıkılır derim. Oysa ben insanlara sadece güvenmek isterim. Ve güvende hissetmek için nerdeyse her şeyi yapabilirim. Fakat yine de güvende hissedemem asla.

Sanki bu zamana ait değilmişim gibi hissederim çocukluğumdan beri. Bu bir rüyaymış, bu aslında sadece zihnimde yaşadığım bir evreymiş.. Değil. Her sabah uyanır ve aynı gerçeklikle yüzleşirdim. Her gece sabah kalktığımda başka bir dünyaya uyanmayı diledim bir ara. Büyümem belki bu acı gerçeği kabulümle başladı. 

    

Dünyaya geldik bir kere. Yaşayacağız elbet. Ama nasıl bir yaşam? Daha iyisi, güzeli, huzurlu ve güvenli hissedeni için çabalamıyor muyuz? El-hak doğru. Ancak bazen başladığımız noktaya döndük hissi gelir. Bazen sonraki adımı atmak için içimizde zerre miskal istek bulamayız. Sadece yaşarız. Yani nefes alır verir, boş gözlerle insanlara bakarız.


Elbet biter bu hal. Her hal geçicidir değil mi? 

Yine de yalnızlık hep kalır gibi. Ve güvensizlik. Yuva bizmişiz. İçimizdeymiş bizi iyileştirecek kaynaklar. Neredesin hey? Çıksana artık. Bu saklambaç çok uzun sürmedi mi sence de. Tamam sen kazandın. Gel ve bitirelim bu oyunu.

14 Ekim 2025 Salı

Hadi Bakalım

Merhaba ben Merve. Mekteplondon hesabından duyurup yönettiğim Hadi Yazalım atölyelerinin on yedicisinde whatsapp grubu coşunca bir blog açmaya karar verdim. Her atölyede söylediğim "önce çöp kutusunu dolduralım" kısmını blog üzerinden yapalım dedim. 

Birazdan grupta yazabilmeleri için arkadaşlara yetki vereceğim ve anonim olarak dökülmelerini sağlayacağım. 

Biz çöpe yazıyoruz ama isterseniz siz alıp okuyabilirsiniz.

Rica ediyorum, acaba bu kim diye tahmin etmeye çalışmayın. Sen, ben, o, herhangi biri olabilir.

Selamlar,
Sevgiler.

şahitlik II

 "veren de Sensin alan da Sensin" bunu söylüyordu sadece zikir gibi. kalbini nasıl teskin edeceğini bilmiyordu. biraz sonra olabil...